Merhaba Arkadaşlar;
Yaşadığım şehir Bursa'da bulunan ve bence herkesin fırsat bulursa görmesi gereken bir köy; evet Anadolu topraklarında bilinen en eski Osmanlı köyü Cumalıkızık.Önce bu tarihi dokusunu günümüzde de koruyabilmiş köyümüzün isminin nereden geldiği ile alakalı bilgi vermek istiyorum.
Uludağ etekleri ve vadi arasında kalmalarından ötürü eski zamanlarda bu duruma verilen ad kızıkmış dolayısıyla aynı bölge de bulunan ve komşu olan beş köyünde adlarının sonlarına kızık kelimesi eklenmiş.Başa gelen "Cumalı"ismi ise bu komşu beş köy ahalisinin cuma namazları ve namaz sonrası sohbetleri için hep bu köyü seçmeleri imiş.
Diğer köyleri de dolaştım fakat pişman olduğumu söyleyebilirim çünkü;heryerde karşımıza çıkan talan bu köylere de sirayet etmiş,her tarafta hiçbir estetiği olmayan betonarme binalar geziye çıktığım zamanki hevesimi biraz kırdı diyebilirim ama olsun aşağıda fotoğraflarını da göreceğiniz Cumalıkızık ve o muhteşem yapıları yüreğime biraz olsun su serpti.
Köy yıllar önce devlet anıtlar kurulu tarafından sit alanı ilan edilmiş tarihi yapısı kontrol altında tutulmuş,daracık sokakları tamamen taşla döşeli ve sokakların orta kısmından geçen su akıntılarının sesi insanın ruhuna bir dinginlik getirmekte ayrıca köy halkı çok neşeli ve sıcak.Köye gezi amaçlı gelen yabancılara hemen çay,kahve ikramında bulunuyorlar.Kamera ve fotoğraf makinalarına da son derece alışkınlar.Bunun sebebi köyde birçok dönem filminin ve dizilerin çekilmesi.Bunlardan en bilineni Kurtuluş filmi.
Sinema ve dizi çekimleri ile köye olan ilginin artması münasebeti ile halkın yabancıya olan bakış açısı da zaman içerisinde değişiklik göstermiş.Şöyleki köyün girişinden başlayarak sonuna dek el yapımı yazmalar,çoraplar, reçeller,salçalar satılmakta ve yeni bir gelir kapısı aralanmakta.Ayrıca giderseniz mutlaka köyün en ünlü yemeği gözlemeyi de yemenizi tavsiye ederim.












Bu arada bazı yerlerde sokaklar o kadar daralıyor ki köy halkının dünyanın en dar sokağı diye adlandırdığı "Cin Aralığı"nın da fotoğraflarını da koymadan geçemeyeciğim.


Bu da gezim boyunca bana mekanları bulmamı sağlayan ve son derece cana yakın köyün yerlisi Yunus.Teşekkür ederim,bak ünlü oldun.

Yazımın sonuna gelirken eğer Bursa'ya yolunuz düşerse mutlaka uğramanız gereken yerlerden bir tanesi,gerek havasının temizliği,suyunun güzelliği gerekse insanının cana yakınlığı ile "bırak işi gücü yerleş bu köye,al bir iki tavuk,inek,koyun tertemiz stresten uzak yaşa gitsin dedirtecek bir tarihi mekan.
Başka bir yazıda görüşmek üzere...
http://www.binrota.com/PageDetail.aspx?PageID=15468
BİRKAN ALTUNYOLLAR
Sevgili Dostlar;
Fransız Rivierasına yaptığım gezinin ikinci durağında festivali,lüks mağazaları ve plajlarıyla ünlü Cannes şehrine doğru bulunduğumuz tatil beldesi ST.Raphael'den yola çıktık.
Ben tv den ve internet ten izlediğim kadarıyla çok büyük beklentilerle bu şehre geldim ancak bizim turizm yörelerimizden tek farkı Cannes film festivalinin burada yapılması ve dünyaca ünlü markaların görkemli mağazalarına sıkça rastlanması.Burada pazarlama olayının önemi ortaya çıkıyor.Fransızlar turistik önem taşıyan yerlerini dünya ya o kadar güzel duyurmuşlar ki beklenti büyük oluyor ve insanları buralara çekiyor.


Cannes inanılmaz pahalı bir şehir,yaşamak ya da tatil yapmak çok zor.Eğer tatil için Cannes i seçtiyseniz ya çok paranız var ya da çılgınsınız.Mesela bir hafta Cannes da tatil yapılmaz çünkü hem küçük bir şehir hem de denizinden başka gezilecek ve görülecek yerleri çok kısıtlı.Oraya giden turistlerin büyük çoğunluğu gibi sizde gün içerisinde Cannes'ı ziyaret edip daha sonra aynı sahil şeridinde bulunan ve önemli ölçüde ucuz olan (Cannes'e göre,çünkü ülkede genel bir pahalılık var.)daha küçük beldeleri tercih edebilirsiniz.Mesela Monaco.Nice ve Cannes'a çok yakın olan tatil beldelerine örnek verecek olursak Boularisse,St Raphael vb.
Cannes'da plajın hemen arkasında denize paralel olarak uzanan cadde en büyük ve en ünlü caddesi.Bu cadde üzerinde çok güzel oteller,pahalı restaurantlar ve biraz önce bahsettiğim gibi çok pahalı mağazalar var.Gucci,Chanel,Louis Voutton gibi umarım doğru yazmışımdır.Film festivalinin düzenlendiği bina açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı çünkü dışarıdan bizde ki spor salonlarına benzeyen bir bina.Ben daha ihtişamlı ve tarihi bir bina bekliyordum.Bütün turistler burada kırmızı halının üzerinde fotoğraf çektiriyordu ben de benim ne eksiğim var deyip patlattım flaşımı.Festival binasının hemen yanından plaj başlıyor,yaklaşık iki kilometre boyuca devam ediyor ve burada festival zamanı güzel kızlar kendilerini ünlü yapımcılara beğendirmek için birbirleriyle yarışıyorlarmış aldığım bilgilere göre.Festival zamanı gelmediğim için biraz üzülüyorum ama eşime de belli etmiyorum tabi.


Büyük caddenin arkasında yine tarihi binalar görmek mümkün ayrıca arka tarafta ki yüksek tepede Cannes Kalesi tüm ihtişamıyla durmakta.Yalnız ilginç bir ayrıntı vermek istiyorum bunu Fransa da sahil şeridindeki tüm şehirlerde ve ilçeler de gördüm.Kesinlikle doğaya ve tarihi yapıya zarar vermemişler, o kadar güzel korumuşlar ki buna saygı duymak gerekir.Mesela buraya gelen turistlerin çoğu burayı günübirlik olarak ziyaret edip dönüyorlar çünkü bu kadar turisti ağırlayacak otel yok ve yapımına da izin vermiyorlarmış.Bizde de öyle olsaydı da o dünyada eşi benzeri olmayan koylarımız tatil beldelerimiz talan edilmeseydi diye düşünmeden edemiyorum.Mesela Bodrum u nasıl mahfettiğimiz ortada heryer villa ve otelden geçilmiyor ama her sene milyonlarca turist ağırlayan dünyaca ünlü Cannes da villa ya da beş yıldızlı , yedi yıldızlı devasa oteller görmek pekte olası değil.Olanlarda gözü hiç rahatsız etmiyor.
Bu arada cadde boyunca kaç tane Lamborghini,Ferrari ve Porsche gördüğümü sayamadım doğrusu.Dünyanın en zengin insanları Cannes açıklarına görkemli yatlarını çekip tatil yapıyorlar.Arada sırada şehre inip alışveriş yapıp tekrar yatlarına çıkıyorlar.Kısacası dostlar burada herşey zenginler için.Hizmet sektöründe çalışanların yüzde yüze yakını hergün yakın şehirlerden ilçelerden gelip akşam evlerine dönüyorlar çünkü orada zengin olmayanın barınması neredeyse imkansız aynı Monaco da olduğu gibi.
Neyse biz buradan sonra Monaco'ya doğru yola çıkıyoruz orada görüşmek üzere.Hoşçakalın.
http://www.binrota.com/PageDetail.aspx?PageID=20884
BİRKAN ALTUNYOLLAR
Güney Fransa turu yaparken St.Tropez'e uğramadan geçseydik herhalde büyük hata yapmış olurduk.Eğer kara yoluyla St.Tropez'e gitmeyecekseniz Fransa'da ki muhteşem demiryolu ağını kullanmak çok mantıklı.Monaco ya da Menton dan da binilebilir ama biz oralara karayolu ile gittiğimizden tam olarak sefer olup olmadığını bilmiyorum, ancak Nice'ten itibaren bütün sahil şeridini trenle dolaştık.Turistler için günlüğü 12€ olan biletler var ve gün boyunca istediğiniz istasyonda indi bindi yaparak heryeri ekonomik bir şekilde ziyaret etme imkanına sahip olabilirsiniz.Nice ve Cannes tarafından gelecek ziyaretçiler St.Raphael'e gelip buradan gün içerisinde periyodik olarak kalkan ama en mantıklısı sabah 09:00 akşam 20:00 dönüşlü tekne de yer ayırtıp güneşin ve denizin tadını çıkarmak, en önemlisi de St.Tropez'e yaklaşırken uzaktan bu şirin kasabanın birçok ressamın resimlerine konu olan görüntüsünü bol bol fotoğraflamak.
Fransa'ya gitmeden önce St.Tropez adını birçok defa duydum genelde magazin programlarında geçerdi ve "dünya sosyetesinin tatil yaptığı St.Tropez'de" şeklinde başlayan ve uzayıp giden cümleler duyardım.Oraya doğru tekneyle yola çıktığımızda gece kulüpleri, diskolar,barlar ve bilmem kaç yıldızlı muhteşem oteller vardır ve çok hareketli gece yaşantısı ile dünyanın tatil için buluşma noktalarından biridir diye aklımdan defalarca geçirdim.Bu hayallerin ne kadar boş olduğunu ve hayallerimin kırılmasından bu kadar keyif aldığımı hiç hatırlamıyorum.
Marina'da indik ve St.Tropez'yi keşfe çıktık muhteşem bir mimari.Marinada bir çok yat,yelkenli ve kasabanın sahili boyunca yürüyüş yoluyla kucaklaşmış muhteşem evler.Bitişik nizam evlerin hepsi iki ya da üç katlı pencerelerinde mutlaka çiçekler ve altlarında kafe,pub,restoran ya da alışveriş yapabileceğiniz mağazalar.Buralarda epeyce vakit geçirdikten sonra içlere doğru uzayan uzun,kıvrımlı ve dar sokaklarına atıyoruz kendimizi heyecanla.Bir tane bile yeni yapı görmedim desem yalan olmaz.O eski ama bakımlı evlerin hepsinde yerel halkın haricinde çok zengin insanlarda ikamet ediyormuş aldığım bilgilere göre ama hiçbiri şurayı yıkayımda kocaman bir villa dikeyim kendime dememiş,diyememiş.Bizim güzel Bodrum'umuzun ne farkı vardı buralardan ya da ne suçu vardı diye kendi kendime hayıflanmıyor değilim.Kafalar...kafalar değişmeli.Her sokağını gezdim bu güzel kasabanın ve her eve bakarken burası ünlü olmadan önce bu evlerde kimler oturdu bu sokaklarda ne aşklar yaşandı diye geçirdim durdum kafamdan.Eski zamanlarda ki halini gözümde canlandırmaya çalıştım,yaşayanları,balıkçıları,çocukları ve yaşlıları kim bilir ne huzurluydular.Boularis'de kaldığımız dairede duvarda asılı çok eski bir St.Tropez resmi geldi aklıma,uzun saçlı güzel bir kadın arkasında St.Tropez koyu gri bir havada tekneleri bir iki metre havaya kaldıran güçlü dalgalara, saçlarını savuran rüzgara inat sevdiğini bekliyor ve gözü azgın denizde.
St.Tropez nesiyle meşhur derseniz muhteşem tartlarıyla ve tabiki Brigitte Bardot'suyla.Şu an da 70'li yaşlarında olan ve kasabanın bu kadar ünlenmesinde büyük pay sahibi olan, bir zamanlar güzelliği ile dünya da nam salmış ünlü aktrist hala burada yaşamakta ve evinin önü ziyaretçi akınına uğramakta.Tart demişken arka sokaklardan bir şekilde ulaşabileceğiniz dinlenme parkının tam karşısında "Le Tart Tropezian"adında bir kafe var ve burada birçok çeşit ekmek,tatlı ve çörek bulabilirsiniz.Hepsi harika görünüyorlar ama en güzeli tarttı.
Tadına doyamayacağınız sokaklarda gezdikten sonra St.Tropez kalesine çıkıyoruz ve arka tarafta ki pamplona plajına doğru bir iki flaş patlatıyoruz bu koy tamamen yatlarla dolu.Bu arada tesadüfen Salvador Dali'nin resim sergisine denk geliyoruz ve tabiki bu tesadüfün keyfini doyasıya çıkarıyoruz.Daha sonra marinaya doğru gidip sahil kenarında nerede kahve içsek diye düşünürken baştan aşağı heryeri kırmızı olan abartmıyorum duvarlar,masalar,sandalyeler heryeri kırmızıya bezenmiş şirin bir kafede eşimle brlikte yorgunluğumuzu attığımızı ve bir o kadar da romantik dakikalar yaşadığımızı anlatmadan geçemeyeceğim.Buraya gelmişken unutmamanız gereken birşey daha Ivan'ın Resim Atölyesi'ne mutlaka uğrayın muhteşem St.Tropez tablolarını görün.
Neyse çok konuştum galiba şimdi ben birkaç St.Tropez fotoğrafı ekleyeyim yazıma daha sonra siz bunlara bakarak hayal kurun olurmu...









http://www.binrota.com/PageDetail.aspx?PageID=25569
BİRKAN ALTUNYOLLAR